KonserCOM
Konser ve müzik günlüğü!
Henüz Üye Değil misiniz?
Müzik topluluğumuzda okumak, yorumlamak ve tanışmak için hemen giriş yapın veya üye olun, yerinizi alın!
18.08.2008: İyi ki müziğin Tanrıları var
“Her Metallica konseri böyle mi oluyor?” diye soran arkadaşına, yanındaki kendinden geçercesine ‘headbanging’ ile yanıt veriyor... Boynun omuz hizasından ileri geri sertçe sallanmasıyla vuku bulan ve belki de bu yüzden baş ağrısı yapan tek dans türü (!) olarak kabul edilen bu ‘davranış biçimi’, bir bakıma ‘metal müzik kültürünün’ vazgeçilmez parçası. Biraz baş ağrısına yolaçan biraz da ‘kafa bulduran’ bu eylemin sahibi de, müzikten aldığı hazzın doyumsuzluğunu muhtemelen en eğlenceli biçimde, ancak bu ‘eylemle’ dışavurabiliyor. Gerçi kendini jiletleyenlere, gitar parçalayanlara, ‘stage diving’ yapanlara, yani sahne üstünden kendini kalabalığın üzerine atanlara da rastlıyoruz ama ‘headbanging’, dev bir tapınma ritüeline benzeyen bir metal konserinde en sık göreceğiniz eylem..! Kendince müziğin tadını bu şekilde çıkarmak kadar mevcut durumu dışarıdan gözlemek de epey lezzetli, hele de ‘eylemcilerin’ sayısı 40 bin kadar ise.
BUNLAR FAN DEĞİL MÜRİT
Metallica’nın konserlerinde ön grup olarak yeralan, New Orleans’lı ‘Down’ isimli grubun vokalisti Phil Anselmo, “Tanrılar biraz sonra aranızda olacak, huşu içinde bekleyin!” diye sesleniyor, Ali Sami Yen’de sayıları en az 40 bini bulan Metallica hayranına. Anselmo, ‘Tanrı’ ifadesini kullanmakta kesinlikle haklı... Stadyum dev bir tapınağa dönüşmüş. Sırtına ‘mutlaka’ siyah renkli bir tişört geçirmiş grubun hayranları, içi içini yiyen sabırsızlığa karşın tevekküle halel getirmeden ‘Tanrılarını’ beklemeye başlıyorlar. Yok , yok bunlara hayran, fan, müziksever falan demek hakaretamiz bir tanımlama olur, bunlar olsa olsa Metallica müminleri..!
Ön grup sahne arkasına geçip son hazırlıklar başlayınca ‘huşu’ içerisinde bekleyen müminler arasından bazıları, vücutta orantısız şiddet kullanan adrenaline daha fazla dayanamayıp sabırsızlıklarını dışa vuruyorlar. Ama o ne ‘dışavurumcu’ bir hal, o ne görkem, o ne ‘hallenme!’ Bu ‘tür’ müminler için tasavvufcular ‘harici’ adını vermişler ya, işte o ‘harici bedbahtlar’ kısa sürede 40 bin mümini, kendi tarikatları çizgisine taşıyıp galeyana getiriyorlar. Metallica sahne almadan önce stadyumda bu defa 40 bin ‘mürit’ tek bir kol hareketiyle tribünlerde ‘Meksika Dalgası’ dalganlandırıp, tek bir ağızdan söz söylüyor, malum ritüele 10 dakika kala Metallica Tanrıları’na ‘hoşgeldin’ diyor. İtiraf etmeliyim ki, bu, benim Türkiye’de bugüne dek gördüğüm en uyumlu, en ‘yekvücut’ mümin orkestrası. Keza orkestra, konserden önce kendince yaptığı bu muhteşem ses ayarını konser sırasında en zor kreşendolarda bile üst düzeyde teyid ediyor.
ALİ SAMİ YEN STAT OLALI BERİ...
Ve saatler 21:32’yi gösteriyor... Ali Sami Yen Stadyumu, 27 Temmuz 2008 gecesi, tam o saatte, Metallica konseriyle, UEFA Kupası da dahil, stadyum olalı beri böyle “acayip” bir tapınma merasimine muhtemelen ilk defa şahitlik ediyor. 40 bin mümin ya da mürit, tek ağızdan “Metallica, we love youuuu!” diye haykırırken, tek boyundan ileri geri sallanıp, muhtemeldir ki tek elden metalci işaretiyle yekvücut oluyor. Bu anormal ama inanılmaz şekilde gayet harmoni ihtiva eden, desibelle ölçülemeyecek gürültünün eşliğinde sahne, beyaz bir toz haresiyle bulutlanıyor. O anda fonda belli belirsiz bir melodi duyuluyor. Bu, spagetti western tarzı filmlere yaptığı müziklerle kovboy ehlinin hayatına dair resimlere sıradışı bir renk bulaştırmış olan İtalyan besteci Ennio Morricone’nin bir klasiği; The Ecstasy of Gold. Sergio Leone’nin unutulmaz filmi The Good, The Bad and The Ugly, Türkçe mealiyle İyi, Kötü, Çirkin’deki mezarlık sahnesinde, çirkinin deliler gibi sağa sola koşturması üzerine binen bu şahane partisyon, Metallica’nın sahneye gelirken müminlerine gönderdiği işaret fişeği oluyor.
Metallica uzun bir süredir konserlerine çıkarken bu melodiyi fona alıyor ve böylece tapınağına girmişleri, ayrıca hafiften havaya girmeleri için tetikliyor. Bu tetikçi melodinin fondaki desibel şiddeti artarken yanımdaki genç, arkadaşına ağlayarak, evet, ağlayarak, “Bunu İstanbul’da duymak için 10 yıldır bekledim” diyor. Belirtmeliyim ki, Metallica’nın ‘coverladığı’ bu eser, grubun versiyonuyla enstrümental müzik dalında Grammy adayı olmuş ve hatta senfoni orkestraları eşliğinde Metallica tarafından konserlerde icra edilmiştir. Biz dönelim yeniden Ali Sami Yen’e...
İşte Morricone klasiği ve tüm aydınlatmanın karanlığa teslim olduğu o an... Sahneden mor bir ışık yayılıyor stadyuma. Hezeyan ve mutluluk buhranı, sonunda Metallica müminlerini gerçeklikten kopma noktasına getiriyor ve gözyaşlarına garkolmuşların yüksek perdeden ağlak sesleri arasında James Hetfield tam bir ‘Tanrı’ edasıyla arzın merkezinden sahneye ışınlanıyor. Artık Metallica sahnede... Gözyaşları sel olmuş, stadyum toplu hipnozun ağır etkisiyle dev bir Maya tapınağına dönüşmüş.
DETAYLAR ŞÖYLE DURSUN, GELİN BÜTÜNE BAKALIM
Bence bundan sonrasını anlatmanın enterasan bir yanı yok, çünkü tüm konser boyunca 40 bin Metallica sevdalısının konserden önceki gibi tek ağız, tek kol, tek vücut halinde etkiye tepki vermeleri dışında, ‘sıradışı’ bir ‘olağanlığa’ rastlamıyoruz. Ha, belki, sahne yanındaki iki dev alev kubbesinden fışkıran alevlerin 100 metre ilerideki bünyemizi ekmek fırını sıcaklığıyla kavurması, Hetfield’in “Ben İstanbul’a ve sizlere ölüyorum” mealindeki mutluluk sayıklamaları, muhteşem bir sahne ve ışık gösterisi için 21 tır dolusu ekipman ve konserde görevli 600 kişinin kablolardan, prefabrik bloklardan aynı anda sallanması, size enterasan gelebilir... Ama “Detayları boşverin, gelin bütüne bakalım” diyecek olursak, Ali Sami Yen’de 40 bin kişinin yaşadığı hipnoz, sanırım o Temmuz gecesinin en ‘acayip’ ve en görülmesi gereken manzarasıydı. En acı olanı, kentin diğer köşesinde yaşanırken...
Düşünsenize, memleketin her yanı ayrı bir acılı hikayenin palazlandığı, ‘çok planlı’ ya da aptalca tesadüfi kavgaların hayat bulduğu mümbit bir kötülük tarlasına dönüşmüş. O kadar çok şey var ki halimize vahlanacak... Bu hallerin dışına çıkıp 40 bin kişilik vokalin eşliğinde, keyfe keder ruh haliyle müziği çoğaltmak, iyi olanlarla beslenmek ‘herşeye rağmen’ güzeldi. İyi ki müziğin Tanrıları var.... (Gönderen: dalin)
Yorum Yaz
Haber Ekleyin
Son Üyeler
Son Yorumlar
haşim koç saz çalar türkü söyler şiir yazar beste yapar..sanat sever bir kişiliktir...
grup slow üniversite okuyan 3 genç tarafından duygusal pop şarkaların harika bi şekilde dile g
Çok renkli kişiliklere sahip üç genç yetenek, müzisyen kimlikleriyle bu albümün oluşumunda
Türkiyeye gelmeleri bile bir olaydı, yok satması gayet normal.
murat tuğsuz 1976 istanbul doğumlu besteci aranjör ve söz yazarı sanatçımızdır , iz tv nin
vay be,metallica artık bir kült. neden satmasın ki?
dinledim, gayet güzel. tavsiye ederim.
yaşar kurtu mecazda daha önce dinleyen oldu mu?performansı nasıl?
valla ben de gidecem konsere.heyecanla bekliyoruz.
konsere ben de gelmeyi düşünüyorum.bakalım nasıl olacak.





